Dayanamıyorum... Koca kadın oldum, evet koca kadınım ama annem bunu hala kabullenemiyor. Zaman zaman gelen bunalımlı tavırları ile beni benden almasa olmaz. Yine o günleri yaşıyorum bu ara. Sesi öyle soğuk, öyle yorgun ki... Her seferinde soruyorum neyin var diye, tripli tripli cevap veriyor. Hak etmiyorum... Bugün patladı artık. Öyle ağlıyor ki.. Vay efendim Düş neden kendisini aramıyormuş. Düş de öyle telefonla kendi annesini bile arayan bi tip değil, hem zaten sürekli beraberiz arada arar işte ama öyle her hafta aman kayınvalidemi de arayayım nasılmış demez. Zira, benden sürekli haber alıyor zaten nasıl olduğu konusunda. Yani biz Düş'le aynı evde yaşıyoruz, mantıksız bi hareket yok burda. Her 2 ayda bir böyle bir kriz dönemine de giriyor annem haliyle. Az önce yine aynısı oldu. Zannedersiniz birine bir şey olmuş. "Zaten yalnızım ölsem kimse bilmez siz de beni aramayın. Sevmeyin beni..." diye hıçkıra hıçkıra ağlıyor. Düş yurt dışına çıkıyor yakında, gelirsin diyorum anneme, gelmem banane diyor. Öyle bir tripte yani...
Merak ediyorum neden kimse beni düşünmüyor diye... %99 annem iyi evet, Düş'e tapıyor bu da bi gerçek ama o %1'e denk gelen dönemlerde aylardır depoladığım enerjimi adeta bitiriyor. Yani bi insan karşıdakini hiç mi düşünmez. Yahu bu kız evlendi, kocasına aşık, mutlu... Neden sürekli başka insanlarla kıyaslama yapılır ki? Vay efendim bilmem kim teyzenin damadı her gün arıyormuş kayınvalidesini. Bu kıyas bu çaba neden? Evet annem yalnız, ama ben zaten günde 45 öğün kendisiyle konuşuyorum. Bu yarış neden? Bu kadar kendini üzmek neden. Kendi de farkında 3 gün sonra geçecek bu bunalımlı halleri, sonra yine canım damadım oy oy diyecek. Peki beni ne kadar üzdüğünün farkında mı? Tamam yanıma gelmesin... Ciddiyim gelmesin. Herkes uzak dursun benden.... Ben bir öyle bir böyle halleri çekemiyorum ne yazık ki.
Öyle zor dönemlerden geçtim ki şu aralar. Tam toparlanıyorum paaat bi olay daha. Ulan bünye hassas, ota boka ağlayan bi tipim. Kocam gidicek aylarca gelmeyecek. Yeni evliyim lan ben. Senemiz dolmadı! Aklıma geldikçe beni bir titremedir alıyor... Sustum aslında hep öyle değil mi, yazsaydım, içime atmasaydım böyle olmazdı belki. Şimdi onlardan her bahsedişimde gözyaşlarıma engel olamıyorum...
Kayınvalidem bana evlendiğimden beri uzak, soğuk, buz gibi... Asla sevilmedim, bunu iliklerime kadar hissettim. Bugüne kadar tek bir yardımını , gülen gözlerini görmedim... Böyle insan sevdiklerine bakarken gözlerinin içi içi güler ya, ı ıh, görmedim. Üstüne üstlük onca güzel davranışlarımın hiçbiri görmezden gelindi, utandım, yerin dibine geçtim. Evlendik, şu iğneyi de kızım sana aldım demedi. Hiçbir şey yapmadığım halde itildim... Bir insanı zorla sevemezsin biliyorum, ama saygı duyabilirsin... Sofrasında yaptığın yemekleri yiyorsan eğer 3 gün sonra o tabakları "yemiyorum!!!" diyip sebepsiz itemezsin... Kapıyı çarpıp çıkamazsın en basitinden. Yaptın madem, arkasında durmalısın. "Gelinim nasıl, sen yurt dışına çıkınca o da bizde kalsın ya da biz geliriz..." diyemezsin, dememelisin. Kapısını çarptığın eve gün gelir de adım atmaya kalktın mı bir kez değil 10 kez düşünmelisin. Nasıl bir şey bu biri bana açıklayabilir mi? Gözlerinin önünde ağlama nöbetine tutulup zangır zangır titreyen bir insana nasıl dönüp bakmazsın. Hangi vicdan kabul eder bunu... Titreyen bi hayvan görsem şahsen ben dışarda, yüreğim sızlar, üzerinden atlayıp geçemem.. Her neyse... Aynı günü yaşamak bana koyuyor. Şanslıyım, çünkü ayrı şehirlerdeyiz, şanslıyım çünkü Düş benim yanımda. İstemediğim bir şey için beni asla zorlamaz.. Zorlamam dedi zaten. İstemiyorum, görmek istemiyorum evet. Bunu kendi kendime bile sesli sesli söyleyemezken, şimdi bağıra bağıra söylüyorum. Vaktinde çok kızdım kendime, çok fırsat tanıdım, bana öyle gelmiştir demek ki mesafesini koruyor ha ısınır ha ısınacak derken derken, annem deyip boynuna sarılırken meğer hepsi boşmuş. Huzurlu muyum peki? Evet... Ben elimden gelen her şeyi yaptım. Hatalarım olmadı mı, olmuştur mutlaka olmuştur, yalnız saygısızlık nedir bilmedim. En önemlisi sevmeye çalıştım. Sevdim de yalan değil. Oysa şimdi elimde kalan koca bir hiç oldu. Her şey bir hiçmiş...
Ben bu yazıyı yazmaya başlayalı yaklaşık 20 dk oldu. 20 dk'da bir insan nasıl değişir canlı canlı benimle birlikte şahit olun istedim. Annem şimdi aradı beni.. Ama gerçek annem, bunalımlı değil..
"LiLiiiii, bak ne dicem sana. Sen benim az önce söylediklerimi kafana takma olur mu, üzülme sakın. Sanırım bana yine kötü geldiler. Yalnızım ya işte ondan birden kötü oldum...Sakın üzülme olur mu, özür dilerim."
Noldu şimdi? Değdi mi? Kaldım yine kendimle, kendi üzüntümle başbaşa.. Kalp kırmadan evvel 10 kez değil 100 kez düşünmeli insan...
Şimdi kalbimde bir çizik daha...
LiLiPuTaNa
14 Mart 2012 Çarşamba
Lütfen beni anla!
Etiketler:
beni bana bırakın,
düşüm,
hayatın içinden,
yalnızlık
7 Mart 2012 Çarşamba
"Ben.."
Blogumun Düş tarafından okunduğunu bildiğimden hiçbir zaman dürüst olamadım. Kendimi iyi ifade edemedim... Hep gizli saklı ifade ettim duygularımı... Kırgınım diye haykırmak istedim, ama çekindiğimden bunu hep sessiz sedasız ifade ettim. Baktım ki işin içinden çıkamıyorum, koy ver kendini LiLi'cim dedim kendime. Kim ne okursa okusun, kendimi en iyi ifade ettiğim şu ortamdan vazgeçemem, vazgeçmemeliyim dedim kendime...
Sizler burada genç bir kadının hayat hikayesini okuyacaktınız güya...
Bir kadının hayatı, dobra dobra anlatımlarla başlıyor o halde. Dediğim gibi, kim ne okursa okusun.
Ben LiLiPuTaNa...
Bugün beni şaşkına uğratan, sevinsem mi üzülsem mi bilemediğim bir şey geldi başıma. Düş'üm gidiyor! Yurt dışına çıkıyor ve bir süre de yanımda olmayacak. İlk başta kıyameti kopardım tabi. Lakin mantıklı düşününce ben de gideceğim elbet vakti gelince. Yani onu yabancı hatunların ellerine bırakacak değildim ya! Bikaç gün takılsın bakalım sonra alır başımı giderim diye düşündüm. Aslında bu bizim için harika bir fırsat. İş dolayısı ile şehir dışına bile doğru düzgün adım atamazken şimdi iş bahanesiyle yurt dışına çıkacağız! Her şey bir yana yalnız sevdicekten ayrı kalacağım süre nasıl olacak, nasıl geçecek hiç bilmiyorum. Hayırlısı artık...
Deli gibi araştırmaya başladım. Nerelere gidebiliriz, ne yapabiliriz, fiyatlar nasıl vs. Bana ne oluyor onu da anlamış değilim ama dedim ya ilk şoku atlattıktan sonra birden heyecan yaptım ve araştırmalara başladım. Zannedersin ben çıkacağım aylarca yurt dışına. Düş'te hiç heves yok gibi. Ya da hala 3 haftalık vakti olduğundan araştırma işlerine girişmiyor. Erkek milleti işte, illa yumurta göt kapısına gelecek....
Şimdi ben yurt dışına çıkana kadar anneme mi gitsem, annem mi bana gelse, yoksa tek tabanca mı takılsam? Biliyorum anneme gitsem bir süre sonra sıkılacağım, o gelse yine aynısı olacak. En fazla 3 gün dayanabiliyorum artık anneme. Ha sevmediğimden değil bu da özgürlüğe alışmış olmamdan. Artık kaldırmıyor kafam nedense böyle can ciğer kuzu sarmalarını. Uzakken her şey daha güzel, kafa daha rahat. Kavga yok, kırgınlık yok, çatışmalar yok... Sanırım en güzeli yalnız kalmak.
20 Şubat 2012 Pazartesi
Hafta sonu etkinliği; Sinema!
Bu bir reklam yazısı değildir. Aksine bu yazı bir beğeniyi ifade etme yazısıdır...
Dün Fetih 1453'e gittim(k). Çok beğendim.. Kusursuz değildi elbette, ancak bana en çok dokunan bu kusurları bire bin katıp da filmi acımasızca eleştiren insanların varlığı oldu ne yazık ki.. Ne yazık evet. Elinizi vicdanınıza koyun nolursunuz... Filmi anlatmam gerekirken, filmin hak etmediği ağır eleştirileri okuyunca içim parçalandı. Sinema heyecanımın da içine ettiniz!
Ben geçmişimle, ülkemle, bu filmi yapan insanlarla gurur duydum. Ne olursa olsun bu film çok iyi yerleri hak ediyor. Dilerim yanılmam, zira iyi yerlere gelecek gibi... Her şeye rağmen iyi olacak gibi(!)
İzleyin, izlettirin, ağlayın...
18 Şubat 2012 Cumartesi
Valla ben evliyim ve mutluyum :)
Yarın sevgilimin doğum günü. Bugünden kutlamalar başlatıldı tabi tarafımdan. Şu an kendisi fosur fosur uyuyor olsa da, tabi buna mesaiden sabah dönmesi sebep, az sonra güzel mi güzel bir kahvaltı hazırlayacağım. Annemin 1 haftadır deli gibi uğraştığı ve bugün elimize ulaşacak olan kargodan çıkan nefis lezzetler eşlik edecek tabi bize. Yoksa bende o kadar marifet nerdeee. Ama güzel yerleştiririm tabağa börekleri çörekleri. Bakın ona söyleyecek laf bulamazsınız. :) Heyecanla kargo beklemekteyim sevgili seyirciler..
Hayatımda her zamanki gibi. Güzel ama şimdi hakkını yemeyelim. Canımı en çok sıkan konu gereksiz insanlardı malum. Onları hayatımdan uzaklaştırınca hayatın hiç de boktan olmadığını fark ettim. Güler misin ağlar mısın :) Demek istediğim Elif'siz hayat çok daha güzelmiş. Ha ben vaktinde onu çok sevmişim, ona çok güvenmişim, laf sokmalarını duymazdan gelmişim. Lakin maymun gözünü açtı. Son lafından sonra tutup da yüzüne bakacak hal kalmadı bende. O nasıl bakıyor, nasıl ısrarla arıyor onu da anlamadım tabi. Sağlık olsun... Tek arkadaşım var benim. Her ne kadar dışlasalar da hatunu, bunu tamamen kıskançlıklarına veriyorum ve seviyorum hatunu. Karşı komşum; Melek'ten bahsediyorum tabi ki. Kız asil, güzel, kültürlü, bilgili, yeri geldiğinde komik, saf, temiz bi kızcağız. Nesini çekemiyorlar anlamadım.. Hepimiz arkadaşız ancak kız bile bile hiçbir yere davet edilmiyor. Haa doğum günleri başka tabi. Tabi hediye gelecek ya sebep bu.. Orda da ayırsaydınız hatunu di mi ama..
Neyse benim bu konudaki yaram büyük tahmin edersiniz. Bu konuya bi girdim mi çıkamam Allah muhafaza.
Daha fazla kalbimi sıkıştırmadan sıyrılıvereyim bu diyardan başka diyarlara...
Bu aralar araba kullanmaya çalışıyorum. Harbi harbi kullanıyorum da şu lanet heyecanıma engel olamıyorum. 2 kere yalnız kullanayım dedim de kalp krizinden öleceğim sandım. Böyle böyle yeneceğim sanırım heyecanımı. Yoksa kullanımda bi problem yok. Yahu yalnız başıma trafiğe çıktım daha ne! Gerçi buradaki trafiğe trafik denmez tabi. Olsun onlar da olacak. Ayrıca 2006'dan beri ehliyetim var ve yeni kullanmayı öğreniyorum nasıl ama. Biliyordum da pratik sıfırdı bende. Hayır, parayla almadım ehliyeti!
Son olarak söylemek istediğim; kocamı seviyorum.. Saygılar sevgiler efendim...
*Görsel..
6 Şubat 2012 Pazartesi
Kilo bildirimi
Utanarak yazmıyorum öncelikle onu bildireyim. Bu sabah 71 kiloyu gördüm. Dün 72'dim. Detoks olayı iyi gidiyor anlaşılan. Günler geçecek ve 61, 51...
Akşam arkadaşlara davetliyiz. Herkese diyetteyim ay ben yiyemem demek istemiyorum. İşin büyüsü kaçıyor. Bu yüzden ne şekilde o pasta börek tabağını geri çevireceğim, bilemedim.
*Pazartesi şarkısı nasıl ama? Harika bir hafta diliyorum herkese.. ;)
Bahane yok artık
Başladım. 3210. kez söylediğim gibi bu sefer kesin! Diyetteyim canlar. 1. gün başarı ile tamamlandı. İşe yarayacağından emin olduğum karbonhidrat diyetini uygulamaya başladım. Beynim de bedenim de hazır. Moral bozmak yok artık. Bu son olsun gari. Verdiğim sözleri tutamamaktan dolayı kendimden tiksindim yeminle. Hatta şu satırları yazarken bile tiksiniyorum kendimden. Kaç aydır diyetteyim güya. Nerdeee. Hep hava civa.. Gelişmeleri hep birlikte gözlemleyeceğiz bu sefer. Yaza kadar bu iş biter..
5 Şubat 2012 Pazar
Sev(e)mediğim insanlar
Neyse ki bunu herkese yapmıyorum... Ancak bundan sonra daha dikkatli olmak gerek elbet.
Anneciğimin doğum günü geliyor ve benim aldığım hiçbir şey yok henüz. Evli barklı kadınım ve bu annemden ayrı geçirdiğim ilk doğum günü. Ayrı dediysem yarimle birlikteyim o bakıma ayrılıktan bahsediyorum. Yoksa genelde uzaktık zaten. Lakin bizde doğum günleri önemli olduğundan mutlaka bir hediye alınır. Hem hediyeleşmek süper bir şey, neden alınmasın ki. O yüzden yarın çok feci şekilde İzmir'e gidesim var. Sevdiceği razı edebilirsem ne mutlu bana! Yoksa pazartesi yalnız başıma İzmir yolları görünür bana.
Bu arada insanları daha iyi tanıma konusunda sanırım üstüme yok. Eh yaş ilerledikçe tabi göz daha bir açılıyor. Elif'ten daha önce bahsetmiştim. Kendisi iki yüzlülük konusunda peş peşe rekorlar kırmaya devam ediyor. Hayır anlamadığım ben bunu nasıl oldu da daha önce fark edemedim. Artık Elif'e değil de kendime kızıyorum. Salak LiLi diyorum, kör LiLi! Başkalarının dedikodularını yapan bir insan, can ciğer kankasının dedikodusunu yapan, hatta işi iyice ileriye götürüp kankasının yatak odası maceralarını anlatan bir insandan ne beklersin ki? Hem senin dedikodunu neden başkasına anlatmasın ki.. Bunu ona anlatan insandan ne beklersin. Nasıl bir çevre bu, nasıl bir düzen? Çok bok ortalık, söyleyeyim yani. Yeni cep telefonu aldı yarim bana onun için bile acil beni ara mesajı atan ve model+fiyatını öğrenmek isteyen bi tip. Kendisine de kocacığı yeni telefon almış ya, aman ondan daha yüksek model ve fiyatta olmasın. Oldu ama! Vay kocasının haline.. Ne kadar basit mevzular öyle değil mi.. Basit ama gerçek. Ve beni kıran bi gerçek. Öyle iyi biliyorum ki beni sevdiğinden aramadığını.. Nerde bi çıkar var, ya da açık arama derdi var o zaman LiLi aranır, hali hatrı sorulur, sonra açık varsa ve bulunursa senden iyisi olmaz. Aman o mutlu olsun diğer insanlar umrunda değil... İşte böyle insanlarla görüşmek zorunda kalmak ne acı.. Nefret ediyorum artık, oyun oynamaktan da nefret ediyorum. Mecburen yapmacık olmak zorunda kalmak ne berbat bir şey size anlatamam. Ben evlendim evleneli çevremde tanıdığım en mükemmel insan karşı komşum; Melek. Az önce de onlardaydım, iyice gözlemledim ne mükemmel bir çift diye düşündüm... Çok şükür ki böyle bir arkadaşım var. Tek ama yeterli..
Kilo almam devam ediyor bu arada. Gözle görülür şekilde bir çaba sarf ettiğim söylenemez. Rahatsızlıklarım var gibi hissediyorum. Ara ara olan kanamam var. Kadınsal bir rahatsızlık ama pek de dikkate almıyorum. Doktora gitmeye korkuyorum açıkçası. O doktora muayene olmak asıl beni korkutan. Yapamam yani..
Hayatım böyle monoton işte. Elimde bir kitap an itibariyle. Muhtemelen gözlerim kapanacak az sonra ve ben yine bitiremeden canım kitabı uyuyakalacağım koltukta..
Hadi güzel pazarlar..
*görsel.
Etiketler:
dobiyim,
sevemediklerim,
sevmediklerim,
yine kilo hep kilo
3 Şubat 2012 Cuma
Dünyaya dönüş
Şehrime de kar yağmıyor diye zırlayan bir ben vardı ya hani 2-3 gün önce, hah işte o ben az da olsa kara doydu, hevesini aldı, ayaklarını yere bastığında gıcır gıcır kar sesini de duydu çok şükür.. Bütün ruh halim de değişti doğal olarak. O karın tuttuğunu gördükçe evde kendi kendime çığlıklar attım, hatta yeteri kadar evde durmaya dayanıp karın altında yürüdüm, hem de saatlerce.. Bir sürü düşme tehlikesi atlattım :) Yani demem o ki; bu kar bünyeye çok iyi geldi çook.
Özet; görgüsüz bir kar aşığıyım ben.. :)
Bu aralar kendimi ders hariç her şeye vurdum. Ders de ara ara çalışıyorum ama sonuç hep hüsran yine hüsran. Girdiğim o tek sınavdan kaldım. Günlerdir canımı sıkan başka bir konu da bu. Hocanın gıcıklığından mıdır artık yoksa kendi salaklığımdan mıdır bilemedim. Hoca değişikliği şart. Muhtemelen yaz okuluna gideceğim.. Tatil falan hiçbir şey umrumda değil. Hem alt tarafı 1.5 ay. Acı verici biliyorum ama hala teselli arıyorum kendime, buluyorum da, hayret!
Fena halde tığ işine merak sardım. Kendi çapımda battaniye örmeye çalışıyorum, başaracak mıyım bilemedim. Artık nasıl bir hırsla örüyosam tığımı kırdım bile :)
Kitap okumaya nasıl ara verdim anlatamam. Öyle böyle değil. Nerdeyse 2 ay önce aldığım kitabı bile elime almadım, artık nasıl bir bunalım haliyse bendeki düşünün. En sevdiğim şeylerden deli gibi uzaklaştım.. Bir önceki yazımda da bahsettiğim gibi az yiyip çok kilo aldım. Ne güzel gidiyordu oysa. Sonra taaaakk diye tepetaklak olup tüm vücut yapım değişti. Lakin tüm bu süreçte sevgilim hep yanımdaydı, hep destek olmaya çalıştı, sanki kendi süper düpermiş gibi.. Bana hediyeler aldı, gönlümü hep hoş tuttu, ama ben onun istedikleri şeyleri bir türlü yapamıyorum. Hep bu dandik ruh halimi bahane ediyorum, bir şeylerin arkasına saklanıyorum. Düğünden beri 10 kg aldım. Sizlerle son görüşmemizden beri 4 kg. Dur demek istiyorum ama ne oluyor bir türlü bilmiyorum. Dukan diyeti bende en işe yarayan diyet olmuştu ama bir daha o sancılı sürece girmek istemiyorum. Yemiyor dötüm işte yemiyor. Zora gelemiyorum.. Biliyorum sadece başlasam yetecek.. Sadece başlamak... Zor değil ki. Hadi kızım LiLi, başarmalısın yapmalısın bunu..!
*Hayırlı kandiller diliyorum herkese. Dilerim tüm dualarımız, isteklerimiz kabul olur.. Mutlu hafta sonları...
30 Ocak 2012 Pazartesi
Özet
Yazacak çok şey birikti... Güzellikler de oldu hayatımda. Hatta çoğunlukla güzel şeyler oldu. Olmaya da devam ediyor. Mutlu olmam için sebep o kadar çok ki.. Mesela orkidem çiçek açmak üzere! :) Gidip gelip seviyorum. Senede yalnızca 2 kez açan bu nadide çiçek beni deli gibi heyecanlandırıyor şu günlerde. Yeni yeni arkadaşlıklar kuruyorum, kafam dağılıyor.
Kısa bir özet yapmaya çalıştım.. Anlatacak çok çok şey var. Durmadan yazmam gerekiyor aslında. Kendimden uzaklaşmayı anladım da sizden uzaklaşmak da neyin nesi öyle değil mi... Güzel elektrikler yollayın bana nolursunuz. Zira buralarda olmayı çok özledim...
Güzel ülkemin her yerinde kar manzaraları varken, benim şehrime karın k'sinin düşmüyor olması da pek sıkıcı doğrusu. Dip not olarak düşeyim dedim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





